|
Attila İlhan
MV
Işık
Lisesi Mezunu olan Atilla Ilhan’ı anlatmak zordur.
Kime sorsanız farklı tanımlar onu. Özellikle edebiyata meraklı
entellektüel ta rafı güçlü kadınların kahramanıdır, onunla bir gün
geçirip İzmir’de kordonda yürüyüp şiirlerini dinlemeyi ya da
İlhan’in aşık olduğu efsane kadınlardan olmayı hayal ederler.
Atilla İlhan şiir ve hikayelerine ek olarak TRT için hazırladığı
senaryolarıyla da ünlüdür. Yayınlandığında Türkiye’yi ekran başına
bağlayan “Kartallar Yüksek Uçar” Atilla Ilhan’in kaleminden
çıkmıştır.
İlhan’ın TV dizi senaryoları arasında benim en sevdiğim “Yıldızlar
Gece Büyür”dü. 1992 yılında yapılan, belki de TRT’nin son epik
dizisiydi. Oyuncu kadrosu, çekim teknikleri, kullanılan mekanlar ve
yapım için harcanan emek ve para bugünün mega dizilerini bile
gölgede bırakırdı. Haluk Kurtoğlu, Yavuzer Çetinkaya, Yaman Okay,
Arsen Gürzap, Şahika Tekand, Selda Özer ve Nedret Güvenç gibi
dönemin en iyi tiyatrocuları Atilla İlhan’ın tasarladığı
karakterlere hayat vermişlerdi.
Edebiyat eleştirmeni olmamakla beraber, Yıldızlar Gece Büyür’ü,
İlhan’ın doruk noktalarından birisi olarak görmüşümdür. Yazdığı
diyaloglar ve oluşturduğu kurgu gerçekten çarpıcıydı. Dizinin ana
karakterlerinin hemen hepsi dışarıdan bakıldığında algılanan
özelliklerinin çok ötesinde derinliklere sahiptiler.
Özetle hikaye 1980’lerin ortasında, otuzlu yaşlarını süren bir grup
gencin, üniversite yıllarında yaşadıkları buhranlı dönemden
(1970’lerin başı) hızla değişen seksenlerin Türkiye’sine adapte olma
çabalarını anlatıyor.
Dizinin ana kahramanlarından iş adamı, yaşı ergin, eski zaman aşığı,
Saffet Zeki Kosova’nın (Haluk Kurtoglu), uzatmalı sevgilisi Mediha
Sultan’ın (Arsel Gürzap) kıskançlıklarından sıkıldığı bir anda
söylediği o unutulmaz sözler…
“Aşkın zimmeti yoktur…
Aktif pasif hesabı yapamazsın…
Alt tarafı bir gönül ilişkisidir çünkü…
Kalın kafan bunu bir türlü almadı…”
Bu cümleleri sıralayabilen bir yazar/şaire dahi den başka hangi
sıfat yakıştırılabilir ki? Türkiye’nin en iyi hatırladığı dizilerden
“Kartallar Yüksek Uçar” ın isminde içe donük gizli bir ego olduğunu
düşünmüyor değilim.
***
Attilâ İlhan'ı bir tek gruba indirgeyerek, onu dar kalıplar
içerisinde değerlendirmek oldukça güç. O, yüzyılımıza imzasını atan,
dünyayı çözmüş, yorumlamış ve ona çözümler türetmiş bir düşün
adamıdır. Kendisini ifade etmek adına tek bir yolu izlemekle
yetinmemiş şiirle başladığı serüvenini roman, deneme, senaryo ve
köşe yazılarıyla zenginleştirerek topluma ulaştırmıştır. Çoğu
yazarın dolaşmak istemeyeceği alanlarda korkusuzca yazılar yazan
Attilâ İlhan, topluma ve çağımıza bir anlamda ayna tutmakta, zamanın
tanıklığını yapmaktadır.
İLK GENÇLIK YILLARI
15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük
bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı
bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken
mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle
yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan
uzaklaştırıldı.
Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin
hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim
hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında
okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı.
Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP
Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek
çok ünlü şairi geride bırakarak aldı.
1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite
hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk
şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi
imkanlarıyla yayınladı.
PARİS YILLARI
1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet'i kurtarma
hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif
rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin
gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve
olaya temel oluşturmuştur.
Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi.
Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının
işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına
alındı.
İSTANBUL - PARIS - İZMİR ÜÇGENİ
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya
uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın
Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları
İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu
dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı.
Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son
sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı.
Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde
sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.
SANATTA ÇOK YÖNLÜLÜK
1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar
İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık
verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı.
Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü.
Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu
dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı.
Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin
başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda,
şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden
Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı.
İSTANBUL'A DÖNÜŞ
1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya
taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 81'e
kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını
tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik
serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre
Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında
Meydan gazetesinde yazmaya devam etti.
1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde
sürdürmektedir. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının
başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da
senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar
Yüksek Uçar Yarın Artık Bugündür ve Yıldızlar Gece Büyür, halk
tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.
www.prizma.net.tr / Nedret Çatay
|