|
Filmin Adı: Mystic River
Yönetmenliğe 1971
yılında tam da Kirli Harry ile özdeşleştiği yıllarda başlayan Clint
Eastwood, oyunculuk yanında kendi filmlerindeki besteci,yapımcı ve
yönetmen kimliği ile de tanınan bir sanatçı. Özellikle “Unforgiven”
filmi sayesinde 1992 yılında en iyi yönetmen ile birlikte tam dört
dalda aldığı oscar, Eastwood’un yönetmenlik kariyerinin zirvesini
oluşturuyor.
Çocukken, üstündeki
panço, kirli sakal ve gözleri kısık bir şekilde girdiği barda herkese
korku salan bu kovboyun filmlerini herhalde televizyonda onlarca kez
izlemişimdir. Benim kovboy filmlerine olan ilgimi bizden önceki
kuşağın tanıdığı John Wayne değil de Clint Eastwood’un arttırması hiç
kuşkusuz spagetti western denilen ve o dönemin unutulmaz klasikleri
içine giren Sergio Leone filmleridir. Daha sonra onu kendisinin
yönettiği ve bir polis şefini oynadığı “Perfect World”(1993) filminde
gene hapishaneden kaçan iki suçlunun peşinde izledim. Bu benim
sinemada Eastwood’u ilk kez yönetmen koltuğunda gördüğüm filmdi ve
gerçekten bir suçlunun kaçırdığı çocukla yavaş yavaş kurduğu bağ,
bunun sonucundaki ruhsal değişimi ama tabii ki trajik, kaçınılmaz sonu
beni epey etkilemişti. Eastwood film çekerken kendine de rol vermesine
rağmen yine de başka yönetmenlerden gelen oyunculuk tekliflerini de
geri çevirmiyordu. “Kusursuz Dünya” ile aynı yıl John Malkovich’in ABD
başkanına yapacağı suikastı önlemeye çalışan emekliye ayrılma yaşı
gelmiş bir polisi canlandırdığı, “In The Line Of Fire” filminde
Eastwood, yine pek uzak olmadığı bir kanun adamı portresi çizmişti.
Gene Hackman’ın şiddet konusunda kendine hakim olamayan ABD başkanını
canlandırdığı “Absolute Power” filminde ise bu kez adalet kavramını
başka bir noktadan, bir hırsızın gözünden anlatıyordu. Ama sonuçta
konu değişmiyor, suç ve adalet kavramlarının sorgulandığı
filmografisinde kanun dışı olsa dahi her ne pahasına olursa
olsun,doğruların ve adaletin savunucusu olmayı kendine görev edinmiş
bu kovboyun son filmi “Mystic River” da da aşağı yukarı aynı temalar,
üç farklı karakterin kesişen hikayesi şeklinde anlatılıyor.
Film için, gerek
atmosfer açısından gerekse de karakterlerin melankolik durumları
sebebi ile başından sonuna tam bir melodram denilebilir. Eastwood’un
yönetmenliği diğer filmlerinde olduğu gibi. Görüntüleri olabildiğince
sade bir şekilde aktararak fazla bir kamera cambazlığı yapmadan hatta
kurgu açısından da son derece düz bir anlatımla hikayeyi seyirciye
aktarıyor. Film önce, 1960 yılında Güney Boston’da bir işçi
mahallesindeki bir sokakta oynayan üç çocukla başlıyor. Daha sonra
günümüze geliyoruz ve film boyunca geçmişte yaşanan bu olayın o üç
insanın hayatlarını bir şekilde nasıl etkilediği üzerine bu öyküyü
karakterlerin her birine dönem dönem acıyarak ve empati kurarak filmin
sonunu getiriyoruz. Aslında üç karakterden Sean’ı yani polis olanını
canlandıran Kevin Bacon’ın kendine has soğuk oyunculuğu en çok ona
mesafeli kalmamızı sağlıyor. Onun dışında Jimmy (Sean Penn) eski bir
suçlu ve hayatını düzene sokmuş gibi görünen sert mizaçlı ama
ailesine, özellikle kızı Katie’ye çok düşkün bir baba performansında
biraz abartılı da oynasa zaten 2004 yılı en iyi erkek oyuncu oscar
heykelciğini evine götürmeyi başardı. Filmde Tim Robbins, en acılı
karakter olan Dave’i yüzüne takındığı kayıtsızlık ve omuzlarında
yıllardır kimseyle paylaşamadığı acıların yükünü taşıyormuşçasına ki
ezikliği ile çok başarılı bir performans sergilemiş. Bu yüzden en iyi
yardımcı oyuncu dalında aldığı oscar bence daha anlamlı.
Gizemli Nehir, aslında
yaralı karakterlerin geçmişleri ve bu günleri ile olan
hesaplaşmalarının yer aldığı ve karakterleri karton olmaktan çıkarıp
fazlası ile gerçekçi kılan diyaloglarının başarısı ile ortalama bir
filmin üstüne çıkmıştır. Filmin sonuna, biraz da Kusursuz Dünya’da
yakalanan bir burukluk hakim olsa da adalet kavramının hayatın çok da
adil olmadığı şeklinde bir yorumu söz konusudur. Hatta Jimmy’nin
karısının filmin sonunda suç dünyasına yakışır bir şekilde kalan
sağlar bizimdir mantalitesi bakımından söylediği sözler adalet
kavramının çarpıklığına çok uygun düşmüş.
Yer yer “Sleepers”
etkileri görülen ve geçmişin izlerinin insanlar üzerinde hiçbir zaman
silinmeyeceğinin anlatıldığı bu filmi en azından oyuncuların
performansları için bile görebilirsiniz.
Ali Ersina
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |