|
Filmin Adı: Infernal Affairs / Cehennem Kıskacı
3.IF Uluslararası
Bağımsız Film Festivalinde izlediğim üçüncü ve şu ana kadar ki filmler
arasındaki en keyifli olanı, Hong Kong’lu Andrew Lau Wai-Keung ile
Alan Mark Siu-Fai’nin 2003 Hong Kong Film Awards’da en iyi film ve en
iyi yönetmen kategorilerinde ödülleri toplamış olan bu polisiye
filmiydi diyebilirim.
Açıkçası bu benim
seyrettiğim ikinci Hong Kong yapımı film ve ne diyeyim ikisi de
türünün en iyi örneklerinden biri. İlki herkesin en azından müzikleri
dolayısıyla bildiği Wong Kar-Wai’nin “In The Mood For Love” filmi ki;
insanın içini bu kadar burkan aynı zamanda da görüntü ve müziğin
eşliğinde 60’lı yılların Hong Kong’una götüren daha duygusal bir yapım
ile karşılaşmamıştım. İkincisi de “Cehennem Kıskacı”; zaten
yönetmenlerden birisi Wong Kar-Wai’nin daha önceki bazı filmlerinin de
görüntü yönetmeni olması dolayısıyla görüntülerin akıcılığından, arka
plandaki müzik ile uyumlu kurgudan bahsetmeme herhalde gerek yok.
Filmin hikayesine gelince aslında çok evrensel, mafya-polis çekişmesi
içerisinde bir gizli polis bir de mafya adına istihbarat yapan bir
polis memuru. Belki de filmin Warner Brothers tarafından satın
alınıp,tekrar aynı “Ring” gibi çekilmek istenmesinin mantığı da bu
evrensellik ve tabii ki Uzak Doğu sinemasının son yıllarda tür
filmlerinde yaptığı ataklar. Bu arada Akira Kurosawa gibi çok büyük
yönetmenler yetiştirmiş bir Uzak Doğu sinemasını, hem seyircinin hem
sinemacıların yeni yeni keşfediyor olması aslında gülünç ama ne yazık
ki Hollywood çok büyük tekel olduğu için keşfedilmek orada çok daha
kolay ve bu nedenle Alejandro Amenabar, Hideo Nakata gibi birçok
yönetmenin kendi filmleri tekrar Hollywood yapımı olarak seyirciye
ulaştığında ancak dünya tarafından keşfedilebiliyorlar.
Bu evrensel hikayedeki
polisiye öğeler senaryoya o kadar güzel yedirilmiş ki seyirci sürekli
bir heyecan içerisinde, iki taraf birbirinin açığını acaba ne zaman
yakalayacak diye düşünerek, tam da filmin adına yakışır biçimde iki
kıskacın içinde kalmış bir biçimde seyrini tamamlıyor. Yavaş yavaş iyi
polis-kötü polis kavramı belirginleşiyor, her ikisinin kendi
hayatlarındaki iç çelişkileri-tedirginlikleri çok güzel yansıtılıyor.
Asla filmin gidişatını tam olarak tahmin edemiyorsunuz, kesin şu
olacak dediğiniz noktada tüm polisiye film klişeleri yerle bir oluyor
ve sürpriz bir son sizi bekliyor. Genel olarak Hong-Kong filmlerini
diğer Uzak Doğu filmlerinden belki de ayıran en önemli özellik ise
uzun yıllar İngiliz sömürgesi olmaları nedeniyle epey batıdan
etkilenmiş olmaları ve bunu kendi kültürleri ile birleştirdiklerinde
de ortaya batının da sevdiği ama normalde batılıların kendilerinin
uygulamaya cesaret edemediği öğelerle karşımıza çıkmalarıdır. Tabii bu
da şaşırtılmayı seven sinema izleyicisi için bulunmaz bir fırsat
oluyor.
Gerek hikayenin kendisi
gerekse de anlatımı ile sinemadan çıktığınızda epeydir bu kadar güzel
bir polisiye izlememiştim duygusunu yaşamak isteyenlere ABD tarafından
sonu sulandırılmamış bu versiyonu şiddetle tavsiye ederim.
Ali Ersina
16.02.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |