|
Filmin Adı: Uzak
Geçenlerde daha önce
okuduklarım ve aldığım tavsiyeler üzerine gittiğim ilk Nuri Bilge
Ceyhan filmi olması sebebi ile Uzak filminden etkilenmedim desem yalan
olur. Çünkü modern sinema; artık yönetmenin hayata bakış açısını ve
örnek aldığı sinema dilini bilmediğiniz zaman insana büyük hayal
kırıklığı yaratıyor. Özellikle gittiğiniz film biraz “mainstream”’ın
dışında kalıyorsa ve bağımsız sinemadaki o deneyselliğe fazla ilgi
duymayan bir insansanız, hatta Hollywood sinemasının müthiş
“katarsis”ine inanan bir sinema seyircisiyseniz bu tarz filmler
hakikaten karın ağrısı olabilir. Çünkü zaten yönetmenin sizi çok da
filmin içine alma çabası yok; kamera tamamen orada bulunan bir
gözlemci edası ile yaşamları kesişen iki insanı tüm doğallığı ve
sadeliğiyle, abartısız bir sinema dilini kullanarak bize aktarmakla
meşgul.
Nuri Bilge Ceyhan’ın en
sevdiği yönetmenin Tarkovski olmasında şaşırılacak bir yan yok çünkü
gerek filmdeki konuşmalardan gerek filmin içindeki televizyonda
Tarkovski filmi yayınlanmasından gerekse de aynı sinema dilinin
kullanılmasından bunu anlayabiliriz.
Bu sene yüksek lisansta
hazırladığım bir ödev içerisinde incelediğim Andrei Tarkovski ve
(Nostalgia)’dan bahsetmem gerekirse: Tarkovski filmlerinde, doğal
zamanın ritmi korunduğuna inanan, hareketin varlığının kendi hareketi
olduğunu savunan bir sinemacı. Ona göre doğal hareketin ritmi korunur.
Kamera hareketi ve montaj bu doğal ritme göre ayarlanır bu yüzden
Tarkovski sinemasında herhangi anların bir araya getirilmesi ile
süreklilik görünümü yaratan bir sistemden söz edilemez. Tarkovski için
film duygusal bir gerçekliktir. Çünkü sinemaya ne bir üslup ne de bir
şeyi idealize ederek bakar, ona göre filmler yaşamın yaratılması için
vardır.
Montajın amacı ise
bireyin iç dünyasını hayatın doğal akışı içinde yansıtmaktır ve bu
yüzden Eisenstein’ın “ Çarpıcı Montaj” teorisine karşı doğal ritim
kavramını geliştirir. Tarkovski filmlerinin kareleri kartpostal
niteliğindedir. İşte bu noktada benim sinema tercihimi sorarsanız
tabii ki saniyede iki-üç kareyi görmeye alışık bir MTV kuşağı olmamız
sebebi ile de ne yazık ki oyumu hala Eisenstein’da yana kullanıyorum.
Bir türlü sabit kamera ve uzun sekanslardan çok fazla hoşlanmıyorum
ama tabii ki bu benim kişisel tercihim ve herkes buna katılmayabilir.
Kısaca hikayeden de
bahsetmek gerekirse bence çok basit ve çok gerçekçi iki erkek portresi
çizilmiş; filmin adından anlaşılacağı üzere “uzak” kavramı üzerinden
bir insanın ideallerine ve geçmişine olan uzaklığı diğer insanınsa
büyük şehre olan uzaklığı hiç metafora girilmeden çok net anlatılmış.
Aynı zamanda ülkenin entelektüel çevresinin şu anki ekonomik krizde
içinde bulunduğu buhran gayet iyi resmedilmiş. Gündelik hayattan
alınmış ufak ama çarpıcı ayrıntılarla zenginleştirilmiş bu film, en
azından Türk sinemasında karanlığın sonundaki bir mum ışığı
niteliğinde olduğu için ümit vadeden bir özelliğe sahip.
Ali Ersina
04.02.2003
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |