|
Filmin Adı: Monster
1989 yılında yedi kişiyi
öldüren ve Amerika’nın ilk kadın seri katili olarak kayıtlara geçen
Aileen Wuornos’un gerçek hikayesinin anlatıldığı bu film öncelikle
Kimberly Peirce’ın 1999 yılında çektiği “Boys Don’t Cry” filmini
hatırlatıyor. İkisinin de bir kadın yönetmen elinde çıkma ve hayatı
çok sıkıntılı geçmiş acılı kadın karakterlerin hikayelerini anlatıyor
olması belki de bu benzerliği iyice arttırmaktadır. Fakat öncelikle
“Monster” filminde daha filmin açılışı itibari ile tamamen gerçek bir
hikayeyi, ne sempatik yanları öne çıkarmak ne seyircinin acıma
duygusunu harekete geçirmek ne de yargılayıcı olmak gibi bir kaygı
gütmeden, tarafsız bir gözlem niteliğinde anlatma durumu söz konusu
ki, bu noktada “Boys Don’t Cry” filminden daha farklı bir yerde
duruyor. “Boys Don’t Cry”da Hillary Swank’in gene müthiş bir
performans sergilediği, kimlik bunalımı yaşayan Nebraska’lı bir kızın
başka diyarlarda gerçek cinsel kimliğini gizleyerek hissettiği
kimlikle kendini var etme çabası anlatılıyor. Konu da esas olarak
Amerika’nın orta-batısındaki özgür cinsel tercihlere olan
tahammülsüzlük ve bir kadının dramı, biraz da kurmaca bir hikaye ile
karaktere bağlanmamız sağlayacak şekilde sunuluyor. Bunun sonucunda da
Hillary Swank’i yargılayan, kötüleyip şiddet kullanan herkesi
kınayarak salonu terkediyoruz.
Ancak “Velocity
Rules”(2001) ve “Just Drive”(2001) gibi iki kısa filmden sonra bu ilk
uzun metraj denemesinde Patty Jenkins; “Monster” filminin hem
senaryosunu yazarken hem de yönetirken filme oldukça mesafeli
yaklaşmış hatta seyircinin de aynı hissiyatı yaşaması için filmin
içine Aileen Wuornos’un çocukluğu ve ilk gençlik yıllarına ait
yaşadığı acılar gibi klişe kayıp(loser) insan melodramları eklememiş.
Çok net bir şekilde Aileen Wuornos’un hapiste idamı beklediği 12 yıl
boyunca yazdığı mektuplardan hikayeyi kurgulamış. Hatta film,
Florida’da gerçek olayların geçtiği mekanlarda çekilmiş ve aynı motel
odaları kullanılmış. Filmin genel yapısı bu kadar gerçekçi olunca
karakter de aynı yaşamdaki gibi doğruları ve yanlışları ile gözümüzün
önüne geldiği için bazı durumlarda ona hak verirken bazı durumlarda da
yaptıkları yüzünden dehşete kapılıyoruz. Ama filmde Aileen’ın
(Charlize Theron) dediği gibi: “İnsanlar fahişeliği kolay yol olarak
görür ve hemen yargılarlar ama olayları koşullar çerçevesinde
düşününce, hiçbir şey o kadar basit değildir.” Bu cümle bile, her
şeyin siyah ve beyaz kadar net olmadığı bu dünyada, ne Aileen ile
direkt empati kurmamızı sağlıyor ne de onu yargılayabiliyoruz.
Filmin konusuna gelince
aslında neredeyse ümitsiz durumda intihar etmeyi düşündüğü bir anda
Selby (Christina Ricci) ile karşılaşan Aileen’ın (Charlize Theron)
gerçek sevgiyi tatması anlatılıyor. Hatta eşcinsel olmasa bile
Selby’le kurduğu ilişki, onu tekrar yaşama tutunmaya çabalar ama
işlerin sürekli sarpa sarması ile Aileen yavaş yavaş kendi sonunu da
hazırlamış olur. Bu film için 10-12 kilo alıp ağır makyaj altında hem
yüz mimikleri hem de vücut dili ile inanılmaz bir oyunculuk sergileyen
1975 Güney Afrika doğumlu Charlize Theron aynı zamanda filmin
yapımcılığını da üstlenmektedir. 2004 yılında post-prodüksiyonda olan
iki filmle beraber neredeyse 23 tane film içeren bir filmografisi var
ki 1995 yılında başladığı kariyeri için hayli yol almış denilebilir.
Sinema seyircisinin onun yeteneğini yavaş yavaş keşfetmeye başladığı
ilk film “Devil’s Advocate”(1997)’den sonra “15 Minutes”(2001), “Sweet
November”(2001) ve “Italian Job”(2003) gibi çok ses getirmeyen
filmlerden sonra iyi bir çıkış yakaladığı “Monster” filmi ile bu sene
ki en iyi kadın oyuncu dalındaki oscar heykelciğini evine götürecek
gibi gözüküyor. Charlize Theron’un rol arkadaşı Christina Ricci ise
Cher’in en küçük kızını oynadığı 1990 yapımı “Mermaids” filmi ile
sinema dünyasına girip daha sonra da hep enteresan, sıklıkla da
sorunlu karakterleri canlandırması ile kariyer yapmış bir oyuncu.
Filme genel olarak
bakıldığında, aslında pek de yönetmenliğin konuşturulduğu söylenemez.
Hatta sadece olan olay resmedilmiş ki seyirciyi görüntüler-kurgu veya
hikaye anlatımı açısından çok da tatmin etmemektedir. Ama yönetmenin
benimsediği tarafsız tavır bence seyirciyi vicdanı ile baş başa
bırakması bakımından hikayeyi daha güçlü kılmıştır. Sonuç olarak,
Charlize Theron’un oyunculuğunu bir virtüöz gibi konuşturmasını görmek
isteyenlere tavsiye edilir.
Ali Ersina
29.02.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |