|
Filmin Adı: Lord Of The Rings
J.R.R Tolkien’in
destansı ve epik romanından uyarlanan film, üçlemenin sonuncusu “The
Return Of The King” ile beraber sona erdi. Aslında genel anlamda
hayranları için vazgeçilmez bir tutku haline gelen bu romanın sinemaya
uyarlanması iki sene önce “The Fellowship Of The Ring” ile beraber
epey ses getirmişti. Hem romanı daha önce okumamış ve Tolkien’in Kuzey
Avrupa mitolojisinden hatta çokça Ortaçağ İngiltere’sinden
yararlanarak yarattığı orta dünya ile hiç karşılaşmamış olanlar hem de
bu romanın fanatikleri ve FRP(Fantasy Role Playing) meraklıları için
mihenk taşı olmuş bu eserin sevenleri; ilk filmden fazlasıyla hoşnut
kalmışlardı. Bu durum film açısından en önemli başarılardan biri çünkü
sinemaya aktarılırken atlanan bazı detaylardan dolayı hayranların
kızma olasılığı; eseri hiç okumadan filmi izleyenler için de, gereksiz
ayrıntılarla bezeli ağır ilerleyen bir film olma olasılığı varken;
Peter Jackson’ının ve tabii ki ekibinin (tüm ekip genel olarak Tolkien
ve kitabın hayranları arasından seçilmeye çalışılmış) başarısı ile
görsel olarak çok görkemli bir yapıt ortaya çıkmış. Belki de sinema
tarihinin şimdiye kadar ki en görkemli stüdyolarının kurulduğu,
binlerce minyatürün yanı sıra filmin içinde her dijital karaktere
kendine ait bir zeka ve karar verme yeteneği kazandıran birçok
yazılımla birlikte savaş sahnelerinin gerçekliği ve tabii ki
olağanüstü kostümler, filmi sinema açısından farklı bir konuma
getiriyor.
Ben bu yazıda açıkça
Yüzüklerin Efendisinin son bölümünden bahsetmekten çok Peter
Jackson’ının romanı uyarlarken gösterdiği genel tavırdan, görüntü
yönetmenliğinden ve hikaye kurgusundan bahsetmek istiyorum. Zaten
yönetmenin elinde son derece detaylı tasvirlerle anlatılmış mekanlar
roman itibari ile bulunmaktadır. Fakat işin en zor kısmı yaklaşık 40
yıldır birçok insan tarafından okunulan bu kitaptaki
karakterleri,ırkları ve bu ırkların yaşadıkları mekanları
olabildiğince doğru ve detaylı görselleştirebilmektir. Açıkça söylemek
gerekirse Yeni Zelanda’daki mekanları iyi bir biçimde dönüştürerek
romana uygun yerler haline getirmesi, kostümler konusunda ve hatta
oyuncu seçimindeki dikkati birinci sınıf bir dönem filmi mantığı ile
çalışarak bu masalsı yapıtı sinemaya aktarmasındaki başarısı nedeni
ile söylenebilecek fazla bir söz yok. Filmin aynı kitap mantığında üç
bölümden oluşması; hem sinema endüstrisinin (Matrix-Star Wars mantığı)
para kazanma stratejisi için uygun hem de bir sinema izleyicisinin üç
saat civarı konsantrasyonunu sabit tutmasının zorluğu bilinirken
filmin şu son kısaltılmış halinin bile dokuz saat olduğu
düşünüldüğünde çok mantıklı bir seçimdir. Eğer film tek bir film
mantığında çekilseydi herhalde Tolkien hayranları bu işten hiç
hoşlanmazlardı.
“Yüzük Kardeşliği”
üçlemenin galiba hem kitap olarak hem de sinemasal açıdan dramatik
yönü ve temposuyla en ideal bölümüydü. “İki Kule” ise açıkça söylemem
gerekirse beni kitap olarak da çok sıkmıştı aynı şey film için de
geçerli. Belki karakterlerin hikayelerinin artık parçalanması yani
yüzük kardeşliğinin bozulması, kitap içinde tek bir hikaye söz konusu
iken ayrı ayrı 3 hikayeye bölünmesi ve hem kitapta savaş sahnelerinin
sayfalarca tasviri hem de sinemada Jackson’ın bakın bu işin altından
ben nasıl kalkıyorum sevdası ile dakikalar süren aksiyon sahneleri ki
Legolas’ın (Orlando Bloom) kaykay benzeri tahta parçası üstünde
Uruk-Hai’lerin üstüne uçurarak olayı biraz XXX Vin Diesel boyutuna
sokması; filmin genel anlamda üçlemenin en zayıf halkası olmasına
neden olmuş. Son bölüm olan “Kralın Dönüşü” ile de Peter Jackson
zorunlu olarak kitapta yapıldığı gibi tüm karakterlerin tek tek
hikayelerini bitirmiş. Ancak bunu yaparken seyirciyi özellikle son
yarım saat çok sıkıyor ve ne yazık ki yönetmenin sinema tarihinin en
kanlı(gore) filmlerinden biri sayılan “Braindead” gibi filmlerden bir
başka bir şey çekmemesindeki neden daha iyi anlaşılıyor. Yüzük
Kardeşliğinde olan o dramatik yapıdan ne yazık ki bu filmde eser yok.
Frodo’nun (Elijah Wood) Sam(Sean Astin) ile yaptığı duygusal o sürekli
üzgün,bezgin bakışmalar filmin sonuna doğru bizi hüzünlendirmekten çok
biraz fazla yapay kaçmış. Üçlemenin son halkası bence yine görsel
açıdan, tempo bakımından yüksek ama sonlara doğru temponun aşırı
yavaşlaması ve ne yazık ki kötü bir melodrama dönüşmesi nedeni ile
yine de birinci film olan “Yüzük Kardeşliği”nin gerisinde kalmış.
Kitabın 2.Dünya Savaşının sonunda yazılması nedeni ile Tolkien’in o
büyük acılar sonucunda yarattığı Orta Dünya’da geçen bu hikayede gene
çok büyük bir iyi ve kötü savaşı mevcut. Tabii ki Tolkien’in yarattığı
dünyada ne yazık ki insanlar hiç iyi bir yerde değil hatta onur
konusunda Elfler,Dworf(Cüceler) ve Hobbitlerden sonra gelmektedirler.
İktidarın ve gücün insanı nasıl dönüştüreceği, köleleştireceği üzerine
tam da George Orwell’in “Animal Farm” mantığında yazılmış bir eser
olan “Yüzüklerin Efendisi” istenirse bir masal istenirse de günümüz
dünyasının bir yansıması olarak yorumlanabilir.
Tabii Tolkien aslında
dünyanın gidişatı hakkında daha pozitif düşünen ve çok iyimser bir
yazarmış. Zaten kitapta da dendiği gibi: “There is always hope.”
Ama gerçekten insanlık
ve dünya için umut var mı???
Ali Ersina
28.12.2003
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |