|
Filmin Adı: Gangs Of New York
Yönetmen Martin
Scorsese’nin nasıl bir New York hayranı olduğunu “New York, New York”,
“Goodfellas” ve “The Age Of Innocence” gibi filmlerden dolayı bilmeyen
yoktur. Aynı zamanda tüm bu filmlerin ortak bir noktası, alternatif
yaşamlar ve tabii ki olmazsa olmaz suç dünyasının çok ilginç bir
şekilde resmedilişi idi. İşte bu filmlerin kronolojik olarak en
sonuncusu olmasına rağmen “Gangs Of New York”u, New York’ın o ilk
zamanlarına geri dönüp; nasıl göçmenler şehri olduğu ve insanların ne
umutlarla şehrin çöküntü bölgesi haline gelmiş sokaklarında değişik
çetelere girerek yaşam mücadelesi verdiklerini yer yer epik yer yerse
belgesellerdeki canlandırmaları hatırlatan bir dönem filmi olarak
görebiliriz.
Açıkça itiraf etmem
gerekirse, “America was born in streets” gibi klişe sloganları
fragmanlarda gördükten sonra seyredene kadar filmi biraz daha hafife
almıştım. (Özellikle şu dönemde ABD için hissettiklerimiz
yüzünden-ister istemez- objektif olamadığımızdan dolayı) Sokak
çetelerinin ABD’nin ilk dönemlerinde nasıl şehri paylaştıkları ve
özellikle şimdiki zamanda bildiğimiz Çin Mahallesi-İtalyan Mahallesi
kavramlarının eski New York’u nasıl şekillendirileceğinin anlatıldığı
bir film izleyeceğimi zannederken, 1860’lı yıllarda İç Savaşın New
York üzerindeki etkileri, siyahlara verilen haklar ve bunlara tepkiler
hatta şu anda bile Amerikalıların kızdığı göçmenlerin çok daha ucuza
çalışması gibi konulara değinen ve oynanan politik oyunlardan bahseden
biraz daha “sosyal içerikli “bir yapımla karşılaştım. Gerçi bu “sosyal
içerik” lafını aksiyon sever bir arkadaşın bu film için yaptığı yorum
olarak duydum ve çok hoşuma gitti, kullanmadan edemedim. Tabii ki film
bu kadar konuya değinmeye çalıştığı ve görselliği de İtalya’da birebir
olarak kurulan setler dolayısıyla ön plana aldığı için alt metinde çok
da fazla bir şey söylemiyor.
Filme,-Shakespearevari
bir tema veren-asi gencin düşmanı bir baba figürü olarak görmesi
sonucu içine düştüğü kafa karıştırıcı durum ve aşk temaları da
eklenmesiyle birlikte, Hollywood sosuna bandırılmış, hareketli ve
acıklı bir hikaye de dönemle birlikte seyirciye aktarılmış oluyor.
Özellikle filmin bitiminde yeni New York’un doğuşu ve o kahramanları
artık hatırlamamız ile ilgili yapılan yorumlar içimizi kanatmadı değil
hani.
Son olarak Martin Scorsese’nin fetişi New York ile ilgili yaptığı son
filminde klişelere pek takılmaz filmin içine dalmayı başarırsanız
keyifli birkaç saat geçirip, ABD tarihi ile ilgili yeni şeyler öğrenme
imkanı bulabilirisiniz. Kasap Bill rolündeki Daniel Day Lewis’in
kendini hem sevdiren hem de nefret ettiren karakter tiplemesi filmin
görsel güzelliğinin yanında keyif veren en önemli öğesi bence.
Ali Ersina
23.03.2003
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |