|
Filmin Adı: Dolls
Japonya’da çok tanınan
bir yönetmen olan Takeshi Kitano’nun “Bebekler” i; 2002 yılında Uzak
Doğu’dan gelen ve her zamanki Japon kültürü dinginliği arkasında
sarsıcı iç patlamaların yaşandığı, birbiri içine geçmiş hikayelerin
anlatıldığı bir yapım.
Öncelikle bizim yönetmen
olarak tanıdığımız Takeshi Kitano, kendi filmleri dahil bazen ABD
yapımı (Johny Mnemonic) bazen de kendi sinemasındaki yönetmenlerin
filmlerinde (Battle Royale 1&2)oyuncu olarak rol almaktadır. Gösteri
dünyasına ilk girişi 1972 yılında bir striptiz kulübünde şans eseri
başladığı tek kişilik stand-up şovları iken, Kiyoshi Kaneko ile
beraber kurdukları “The Two Beats” adlı komedi grubu ile Japonya’nın
en tanınmış komedyeni haline gelmiştir. Daha sonraları üstüne yapışan
bu komedyen imajından kurtulmak için birçok ciddi karaktere sinemada
hayat vermiştir. Aynı zamanda resim, müzik ve yazarlık olmak üzere
daha birçok işle uğraşmasının, onun hem oyunculuğuna hem de daha sonra
senaryolarını da kendisinin yazdığı birçok filmi yönetmesine çok
faydası olduğu aşikardır. Babası ile çocukluğunda fazla iletişim
kuramamış olması ve onun bir tür yakuza üyesi olduğundan şüphelenmesi
Kitano’nun birçok filminde mafyaya yaklaşımını,suç dünyasına ilişkin
sert öykülerini ve tabii ki şiddetin stilize kullanımını bir nevi
açıklamaktadır.
Resme ilgi duyan
Kitano’nun etkileyici bir ışık ve renk kullanımı eşliğinde tablo
niteliğinde planlar ortaya çıkardığına “Dolls” filminde de şahit
oluyoruz. Filmde kostümlerin ve doğanın uyumu sessiz planlarla
birleşince adeta bir ressamın tuvalinde görülecek kareler ortaya
çıkıyor. Filmin geneline hakim olan minimalist tavır tabii ki
görüntülerle birleşince ortaya bir sanat eseri çıktığı kuşkusuz ama
ben gene de Ang Lee’nin “Crouching Tiger Hidden Dragon”undaki doğa
görüntülerini “Dolls” a tercih ederim çünkü bence filmin ana eksenini
belirleyen hikaye anlatılırken ki görüntülerdeki metaforlar(iki aşığı
bağlayan ip/rüya sahnesi) o kadar bombardıman şeklindeydi ki bana
biraz zorlama geldi.
Filmde aslında tek bir
hikaye yok ancak aynı temanın yani ölümsüz aşkların farklı şekillerde
anlatılışı var ki, Kitano’nun burada kullandığı kurgu seyirciyi zaman
anlamında bir ileri bir geri götürerek lineer bir hikaye anlatım
modelini bozduğu gibi üç farklı hikayeyi birbiri içerisinde tam
çakıştırmadan ama son derece bağlantılı bir şekilde aktararak müthiş
bir işi de başarıyor. Beni ana hikaye değil de onun yan hikayeleri
açıkça daha çok etkiledi. Hikayelerden birinde Kitano’nun kopamadığı
bir konu olan mafya tabii ki içerisinde verilen sözler ve sadakatin
önemi işlenirken diğer hikayede ise fanatik bir aşk uğruna
yapılabilecekler anlatılıyor. İşin en ilginç yanı ana hikaye ne kadar
durgun ise diğer hikayeler hem görüntü anlamında hem de içerdiği
kontrollü şiddet bakımından daha farklı bir yerde duruyor. Sonuç
olarak tüm aşıklar filmin açılışında yer alan Japonya’nın “Bunraku”
denilen geleneksel kukla oyunundaki bebeklerle aynı kaderi
paylaşıyorlar.
Açıkçası iç
burkucu,trajik üç aşk hikayesini görsel olarak dingin ama bir o kadar
da şatafatlı görüntüler eşliğinde Kitano’nun kurgusu ile izlemek
sinemadan çıkarken insanı garip bir ruh haline itmiyor değil.
Ali Ersina
30.02.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |