|
Filmin Adı: Chopper
Bazı filmler vardır, ilk
gösterildikleri zaman sinema sahipleri pek rağbet edip onları vizyona
sokmaz. Ne zaman ki yönetmen ya da oyunculardan biri ileriki yıllarda
bir patlama yapar, film o zaman tekrar sinemalarda gösterilmeye
başlanır. Özellikle Amerikan Bağımsız ve Avrupa sinemasının sıkça
karşılaştığı bir durumdur bu. İşte Chopper da, son olarak Wolfgang
Petersenın Troy filminde çok insanın, Akhilleusın karşısına dikilen
Troya prensi Hektor olarak tanıdığı Eric Bananın başrolünü üstlendiği
bir yapım.
2001 yılında çıkış yakaladığı Ridley Scottın Black Hawk Down filmi ve
sonrasında 2003de Ang Leenin iyi bir çizgi roman uyarlaması olan Hulk
rolünü üstlenmesi ile popülaritesi iyice artan Eric Bananın daha
Hollywood onu keşfetmeden önce, 2000 yılında Avustralya yapımı bu
filmde gösterdiği performans gerçekten parmak ısırtır cinsten. Sinema
tarihinde iyi oyunculuk denildiğinde akla gelen, Robert De Nironun
Raging Bull daki boksörü canlandırırken alıp, verdiği kilolara benzer
bir şekilde Eric Bananın da bu film için 4 hafta boyunca fast-food
yiyerek ulaştığı görüntü inanılmaz. Monster filmi ile bu sene en iyi
kadın oyuncu dalında Oscar heykelciğini kazanan Charlize Therona taş
çıkartır bir makyaj ile tanınmaz hale gelen Eric Bananın Avustralyada
popüler bir katile dönüşen ve yazdığı kitaplarla best-seller olan Mark
Readi canlandırırken, kullandığı vücut dili ve mimikler o kadar
inandırıcı ki, film boyunca karaktere en ufak bir yakınlık bile
duyamıyorsunuz. Karakterini canlandırırken nasıl hazırlanması
gerektiğini öğrenmek için iki gününü gerçek Mark Read yanında geçiren
Eric Bana; insanlara kendini ispatlamak için zarar veren, biraz
teşhirci fazlaca alıngan hatta kendi yapmadıklarını bile sanki yapmış
gibi anlatarak egosunu tatmin etmeye çalışan sapkın bir kişiliği çok
iyi analiz ettiği muhakkak.
Reklam yönetmenliğinden gelen Yeni Zelandalı Andrew Dominikin ilk uzun
metraj çalışması olan bu film için değişik bir biyografi denemesi
denilebilir. Senaryoyu Mark Brandon Readin kendi yazdığı kitaba göre
oluştururken reklam filmlerinden alışık olduğumuz çarpıcı ve şok edici
bir tarz denediği şüphesiz. Filmin ABDde 18 yaş sınırı ile
gösterilmesinde herhalde bunun epey bir payı var. Aslında grafik
şiddetin bir iki yer dışında olmadığı gayet dramatik yapısı olan bir
filmle karşı karşıya olduğumuzu düşünsek de Mark Readin ilk hapiste
olduğu 1978 yılında başlayıp 80lerin ortasında da dışarıya çıktığı
yıllara şöyle bir göz atarken Avustralyanın uçsuz bucaksız
arazilerinden çok karanlık mekanlarda geçiyor olması filmi
farklılaştırdığı kesin. Filmin o karanlık atmosfere rağmen yakaladığı
renk zenginliği ve anlattığı döneme yakışır çekimleri Andrew Dominikin
başarısı. Tabi sonlara doğru Mark Read karakterinin bir Türkü vurduğu
sahne var ki, oradaki çekimler tam evlere şenlik. Guy Ritchie tarzı
hızlandırma, yavaşlatma oyunları var, biraz da üstüne müzikal bir hava
verilmiş ki işte orada ipler kopuyor. O kare, tam Mark Readin egosunun
zirve yaptığı bir nokta ve seyirciye bu duygu çok güzel aktarılmış.
Ancak bence filmin zayıf yanı, hikayenin biraz kopuk ve fazla atlamalı
verilmesi ile anlatılmak istenenin belirsizleşmesi ve sonunda jenerik
çıktığında da seyirciye yaşatmadığı katarsis yüzünden eee ne oldu
şimdi? bakışlarıyla seyircinin salonu terk etmesi idi. Zaten reklam
filmlerinden gelen bir yönetmenin ilk filminde parça parça güzel
şeyleri yakalaması biraz da eski alışkanlıklardan gelen bir durum.
Kısa zamanda çok şey anlatabilmekle bunu zamana yaymak biraz farklı
bir sinema anlayışı gerektiriyor, galiba filmin en aksak yönü de bu.
Sonuç olarak anlatılan hayat çok ilgi çekici olmasa da Eric Bananın
çıkarttığı performans nedeniyle tek kişilik bir şova dönüşen filmi en
azından Hektor hatırına izleyebilirsiniz.
Ali Ersina
24.08.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |