|
Filmin Adı: Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi
3.IF Uluslararası
Bağımsız Film Festivalinde “Türkiye’den” kategorisinde olan, 1000
dolarlık ufak bir bütçe ve altı oyuncu(filmin yönetmenlerinden biri de
oyuncu) ile gerçekleştirilen bu bağımsız film, festivalde gördüklerim
arasında bana göre en çarpıcı olanı idi. Yönetmenler Emre Akay ve
Hasan Yalaz çektikleri kısa film ve belgesellerden sonra ilk kez bir
uzun metraj film denemesine girmişler, alınlarının akıyla bu işten
çıktıkları da söylenebilir. Aynı zamanda bu film Kasım ayında New York
Bağımsız Film Festivalinde gösterilecek ilk Türk Bağımsız yapımı olma
özelliğine de taşımaktadır.
Aslında filmin afişi
bile bize film içinde bir filmde olduğumuzun ilk sinyallerini veriyor.
Film başladığında önce amatör bir sinemacı ile çekilecek bir film için
aktris arandığı ve yeni bir yüz istendiğinden görüşeceği kadın oyuncu
adaylarının gizli çekimlerini de kaydetmesi gerektiği üzerine bir
diyalog ile karşılaşıyoruz. Sözüm ona amatör sinemacı, filmin
yönetmenlerinden Emre Akay ama aslında o da farkında olmadan “Bir
Tuğra Kaftancıoğlu Filmi”nin içine bu şekilde girmiş oluyor. Filmin
genel atmosferi için sürekli el kamerası çekimleriyle insanların filme
alınması denilebilir. Bir süre sonra neyin gerçekten filme alındığı,
kimin yönetmen, kimin oyuncu olduğunun birbirine karıştığı bu filmi
baştan sona seyredilebilir kılan en önemli özelliklerin başında da
herhalde seyirciyi gerçek ve kurgu arasında muğlak bırakan, akıllıca
yazılmış senaryosu geliyor. Başta seçmelerdeki oyuncuların sanki
gerçekten bir seçmedeymişçesine kamera önündeki rahatsız
oyunculukları, niye oyuncu olmak istedikleri ile ilgili görüşleri,
insanların tanınmak, ünlü olmak adına görüşlerini dinledikten sonra
Tuğra Kaftancıoğlu ile tanışıyoruz. Aslında kendisi tam bir Haneke
karakteri, kendinden emin, insanları ikna kabiliyeti yüksek ve aşırı
rahat tavrının altında sinirli, karşısındaki oyuncu adayını küçümseyen
küstah bir yönetmen havalarında bir kişi, sinema eleştirmeni Yeşim
Tabak’a göre ise hatırlarda kalacak bir röntgenci-sapık. İşte buradan
sonra işin yüzü yavaş yavaş değişiyor ve film için seçilen Gülüm
Baltacıgil ile yönetmen Tuğra Kaftancıoğlu arasında Alfred
Hitchcock’un “Kuşlar” filminde Melanie Daniels’ı veya William
Friedkin’in “Exorcist” de Ellen Burstyn’i rollerini çok daha gerçekçi
ve inanarak oynamaları için yaptıklarının daha da abartılmış-absürd
hali yaşanıyor. Yönetmen Tuğra, oyuncunun rol yapmasını değil, rolü
birebir yaşamasını istiyor ve bunun içinde her türlü şeyi yapıyor.
Filmde kısaca anlatılmak
istenen ünlü olmak için her şeyi göze alan yurdum insanının içine
düştüğü trajik ama bir o kadar da komik durumunun anlatımı
denilebilir. Bunu yaparken de “Blair Witch Project” mantığı, olaylar
sanki gerçekmiş izlenimi verilmeye çalışılmış ve bunda da hakikaten
çok başarılı olunmuş. Hatta bir rivayete göre filmdeki Mehmet
karakterinin annesi çekimler sonrası Gülüm için: “Vah, yazık
kızcağıza” demiş ki bence filmin yaratmak istediği inandırıcılık
atmosferi için bundan iyi bir kriter olamaz. Filmin bazı kadın
izleyicileri rahatsız etme nedeni de Gülüm’ün bir tür snuff filmde
kurban rolü ile özdeşleşmesi ve tam da Nuri Alço tiplemesine yakışır
biçimde Tuğran Kaftancıoğlu’nun çizdiği karakterle beraber,
kadının/oyuncunun bir erkek/yönetmen tarafından obje gibi görülme
durumudur.
“Lars Von Trier, Michael
Haneke’ye Büyükada’da bir snuff filmi çektirse nasıl olurdu?” sorusuna
cevap arıyorsanız;
Tuğra Kaftancıoğlu :“Al
Sana Film” (filmden bir diyalog)
Ali Ersina
17.02.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |