|
Filmin Adı: Bekleme Odası
Zeki Demirkubuz’un
senaryosunu Albert Camus’nun “Yabancı”sından esinlenerek yazdığı
“Yazgı” ile başladığı “Karanlık Üstüne Öyküler” üçlemesinin son durağı
olan “Bekleme Odası”nda, kayıtsız bir adama ve onun insanlar hatta
dünya ile olan isteksiz ilişkisine şahit oluyoruz.
Her ne kadar yönetmen
verdiği röportajlarda bu hikayenin otobiyografik olmadığını söylese
de; filmdeki Ahmet’in rastlantısal bir şekilde yönetmen olması, yine
Ahmet rolünü Zeki Demirkubuz’un kendisinin oynaması hatta filmdeki ev
planlarının kendi Cihangir’deki evinde çekilmiş olduğunun bilinmesi
bizleri biraz da olsa kuşkuya düşürmüyor değil.
Zeki Demirkubuz’un
dediği: “Benim için birçok şey nedensizdir.” cümlesi belki de filmin
ana temasını kısaca bize özetliyor. Senaryoda ilk başlarda Ahmet’in
yaşadığı bu derin kayıtsızlık ve dünyaya karşı yabancılaşma duygusu,
karakterin kanser olma ihtimali sonucu ortaya çıkıyormuş gibi
gösterilecek iken son anda bir kararla Demirkubuz, Ahmet karakterinin
bu hayata karşı duruşunu nedensiz bir hale getirme kararı almıştır.
Senaryodan çıkarılan bu nedensellik; aslında idealist ve inançlarına
göre yaşayan bu yönetmenin yavaş yavaş hayatın boş olduğu inancına
varmasını, nihilist bir boyuta sokmuştur. Hatta insanların onu çok
yetenekli bulmalarına rağmen kendisini kibirli ve sıradan bir yönetmen
olarak görmesi, Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak”taki, eskiden idealist
olarak fotoğrafçılık yapan Mahmut karakterinin içinde bulunduğu
yeniden bir şey üretememe, yaratamama durumuna benzer hale
getirmiştir. Aslında gerek iç mekan çekimleri gerekse de ana
karakterin kendi yaşamını sorguladığı ama bir türlü bir girişim
yapamadığı o boş vermişlik hali de göz önüne alındığında, “Uzak” ve
“Bekleme Odası” filmleri ele aldıkları konu ve sinema dili itibari ile
birbirine yakın durmaktadır.
Film, hem oyuncu hem
senaryo hem yönetmenlik hem de yapımcılık derken tek kişilik sinema
şeklinde adlandırılabilecek, Zeki Demirkubuz’un bir gösterisine
dönüşmüş. Uzun ve diyalogsuz planlar, kameranın sabit olarak bir yerde
durmasıyla gayet yalın bir sinema dili yaratılmış. Hatta bu minimalist
anlayış filmin içinde müzik kullanılmaması şeklinde devam etmiş.
Sadece radyo veya televizyondaki bir ses konuşmalara arka fonda eşlik
etmiştir. Demirkubuz, aynı “Masumiyet” de olduğu gibi bu filmde de
televizyonu sıkça kullanmış. Ahmet karakterinin anlamsız,saatler süren
“Televole” programlarını seyretmesi ve bunu yaparken sevgilisi
Serap’a(Nilüfer Açıkalın) karşı vurdumduymaz, ilgisizliği ile bu
yozlaşmış televizyon kültürünün insanları nasıl izole hale getirdiği
de bir nevi simgelenmiştir.
Aslında uzun ve sıkıcı
gibi gözüken diyaloglarda, kapitalist çarkların esiri olmadan
üretebilmeyi başarmış modern insanın gene de bir türlü mutlu
olamayışının altındaki nedensizliğin anlatıldığını söyleyebilirim. Ben
gene de her şeyi bir sebep-sonuç ilişkisi ile anlamlandırmaya
çalışanlara “Bekleme Odası”nı tavsiye etmem ama şahsen bu filmden çok
keyif aldığımı söylemeliyim, tabi minimalist anlamda.
Ali Ersina
07.04.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |