|
Filmin Adı:
Amnesia / Mavi Yalanlar
Filmin jeneriği ile
birlikte, Akdenizdeki güzel İbiza adasının mavi suları üzerinde huzur
dolu bir yolculuk sonunda ani bir kaza ve ölüm sahnesi. İşte bu
şekilde hikayemize başlıyoruz. Aslında filmin sonunun da doğum ile
bittiği düşünülürse, yönetmen Gabriele Salvatores hayat çizgisinin
başı ve sonu kabul edilen doğum ve ölümü ters düz ederek, yaşanan üç
günü hayatın bir yansıması olarak aktarmaya çalışmış olduğu rahatça
düşünülebilir.
Filmde, herkesin hayatında biraz ufak biraz masum bazense büyük ve
rahatsız edici sırların olduğundan bahsediliyor. Bunların ortaya
çıkmaması için gösterilen çaba yerine, insanın sevdikleri ile bunları
paylaşmasının en azından aileler ve evlatları arasındaki
iletişimsizliğin ortadan kalkması adına önemli bir adım olacağının çok
açık olduğu mesajı veriliyor. Temel olarak filmde, üç aile mevcut. Ve
bu ailelerin hikayeleri Salvatoresin ilginç hikaye kurgusu ile
birbirinin içine geçirilmiş bir şekilde seyirciye aktarılıyor. Toplam
olarak üç günde geçen hikayede önce Sandro(Diego Abatantuono) ile kızı
Luce(Martina Stella) üzerinden filmi izliyoruz. Bu baba kızın
birbirleri ile olan iletişimsizliği(baba yıllarca gerçek mesleğini
kızından saklıyor ki esas bomba bu), kızın yatılı okullarda büyürken
ki baba sevgisine açlığı ve bunun için babasına olan kızgınlığını
seyrederken bir yandan da Angelino(Sergio Rubini) karakterinin şans
eseri bulduğu bir çanta sayesinde güzel bir gelecek adına girdiği
tehlikelere şahit oluyoruz. Daha sonra artık sinemada çok alışık
olduğumuz zamanı hızlıca geri alma sekansı ile beraber tekrar bu üç
günü yaşıyoruz. Ama bu sefer polis şefi Xavier(Juanjo Puigcorbe) ve
onun sorumsuz, gününü gün eden, sürekli diskolarda para harcayıp,
genelde kafası dumanlı olan 20 yaşındaki oğlu Jorge(Ruben Ochandiano)
ile olan ailevi problemleri ekseninde, Sandro ve kızı Lucenin arasında
bir önceki seferde eksik kalan bazı sahneleri ve Angelinonun başına
gelenleri izliyoruz. Filmin son 15 dakikasında ise Paramparça Aşklar
ve Köpekler filmine benzer bir trafik kazası ile hikayelerin ayrı ayrı
anlatılma faslı bitiyor ve iki ailenin nasıl ironik bir şekilde
dağılmayıp, bir araya geldiğini görerek sinemayı terk ediyoruz. İşin
komik yanı, yeni gelen bebek ile birlikte üç ailenin de tekrar aile
olduklarını hatırlamaları, yalnız Xavier ve Jorgenin hikayesinde durum
biraz farklı. Ortada gerçek bir bebek yok ama bebek gibi bakıma muhtaç
bir Xavier var.
1992 yılında Akdeniz ile en iyi yabancı filmi Oscar heykelciğini
ülkesi İtalya adına alan Gabriele Salvatoresin, bu 2002 yılı yapımı
Amnesia filmi şu cümleden muzdarip karakterler galerisini bize
sunuyor: Şu anda hayatımla ilgili ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum.
Bununla birlikte Salvatores, anne veya babanın eksikliğinin çocuk
üzerindeki yarattığı yıpratıcı etkisini filmin içine yedirme dışında
aynı zamanda gençlerin düzenli iş-aile olma kavramlarına karşı
gösterdikleri aşırı tepkileri de objektif bir dille aktarmaya
çalışmış.
Yönetmenin hem hikaye kurgusunun orijinalliğine hem de görsel
ustalığına, bir de muhteşem Akdeniz kumsalı ve güneşi eklenince filmin
tadına doyum olmuyor. Luce karakterini oynayan, Martina Stellanın
güzelliğinin de tabii ki filmin görselliğine çok şey kattığı su
götürmez bir gerçek. Kendisini, Gabriele Muccinonun yazıp-yönettiği,
kafası karışık bir grup erkeğin uzun süreli ilişkilerdeki
sıkıntılarının anlatıldığı The Last Kiss filminde Carloyu(Stefano
Accorsi) baştan çıkaran 18 yaşındaki kız olarak hatırlayanlar
olabilir.
Tadı damağınızda kalacak, komedi ile yer yer dramın iç içe geçtiği tam
bir Akdeniz filmi. İbizanın güneşi yanında insanlarının da sıcaklığını
hissetmek istiyorsanız, bence bu filmi kaçırmayın.
Ali Ersina
19.09.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |